Petrol günümüzün en önemli enerji kaynağı ve ham maddesidir. Petrol için yıllardır kan dökülmekte ve bu durum devam etmektedir. Kan dökülmesinin sebebi olarak çeşitli siyasi mazeretler öne sürülse de, gerçek herkesin bildiği gibi ekonomik sebeplerdir.
Türkiye, Ortadoğu’ya yakınlığı sebebiyle bu kanlı pazarlıkların bir şekilde tarafı olmuş ve bu uğurda ülke topraklarının her tarafına şehitlerin kanı bulaşmıştır.
Son dönemde sık sık açılan bir kuyuda petrol bulundu doğal gaz bulundu türünden birçok haber yayınlandı. Kamuoyu ilk başta bu haberlerle heyecana getirilse de bu heyecanlar kısa süreli oldu. Hiçbir zaman Türkiye’yi ekonomik açıdan refaha kavuşturacak bir müjde olamadı bu haberler. Çünkü, gündem değiştirmekten başka bir şey değildiler.
Türkiye topraklarında petrolün var olduğu uzun yıllardır biliniyor. Fakat her nedense bir türlü Türkiye’nin ekonomisini kurtaracak düzeyde çıkarılması engelleniyor. Uluslar arası alanda Türkiye’ye biçilen rol ise Azeri ve Hazar petrollerinin boru hatlarıyla taşınması oldu. Türkiye’nin kârı, kendi topraklarından geçen boru hattından cüzi bir yüzde almak. Bununla yetinmek zorunda Türkiye. Halbuki stratejik açıdan elinde bulundurduğu kozu kullanabilse, petrolün kârından daha fazla faydalanabilecek.
İstanbul Ticaret Odası tarafından yayınlanan “Küresel Petrol Stratejilerinin Jeopolitik Açıdan Dünya ve Türkiye Üzerine Etkileri” isimli Prof. Dr. Kerem Alkin ve Hv. Plt. Yzb. Sabit Atman tarafından hazırlanan kitapta “Her ne kadar günümüzde ülkelerin ulusal gücü öncelikle sahip oldukları bilim ve teknolojik düzeyle çok yakından ilgili ise de barışta ve savaşta her zaman güçlü olmanın temelinde, enerji üretim ham maddelerine ve kaynaklarına sahip olabilmek ve enerji ulaşımını kontrol altında bulundurmak yatmaktadır” denilerek petrolün günümüzdeki önemine bir kez daha vurgu yapılmaktadır.
Geçmişten günümüze kadar geçen zaman içerisinde petrol krizlerinin yaşanması ile birlikte fiyatlara bağlı olarak yüksek dış ticaret açıkları, ekonomik açıdan ülkeleri olumsuz yönde etkilemiştir. Petrol krizleri sonrasında, dünya ekonomisinde ve özellikle petrol ithalatçısı konumundaki gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ekonomik sorunlar, küresel rekabette petrolün önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Nüfusun yükselişi ve hızla artan petrol tüketimi, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, bu talebe cevap verecek düzeyde yeterli petrol kaynağı bulunmayan dünya ülkelerinin giderek artan oranda petrol ithalatına bağımlı hale gelmesine yol açmıştır.
Petrol ekonomik açıdan ülke dengelerini etkileyebilen önemli bir güç. Petrol fiyatlarında meydana gelen değişimler, ülkelerin piyasa hareketlerini etkiliyor. Faiz oranları, altın ve borsa piyasaları kapsamında, petrol fiyatlarının ekonomik istikrar ve ülkelerin siyasi süreklilikleri üzerinde etkisi söz konusudur.
Günümüzde küresel rekabette ülkelerin petrol tüketimi, yurt içi kaynaklara dayalı ekonomilerin aksine, petrol girdilerinin büyük bir bölümünü ithalatla karşılayan bir ülke ekonomisinde bir dış ticaret sorunu haline gelmektedir. Bu şekildeki bir ülke, petrol fiyat artışını karşılayabilmek için, ihracatını da yaklaşık olarak aynı oranda artırmak zorundadır. Eğer ülke içinde bir şekilde ihracat artışı sağlanamıyorsa; ya petrol tüketimini kısacak, ya ithal girdileri azaltacak ya da borçlanacaktır.
Türkiye işte böyle bir durumla karşı karşıya olduğundan ve borçlanma yolunu tercih ettiğinden dolayıdır ki elindeki jeopolitik kozunu bir türlü kullanamamaktadır. Sonucunda özelleştirmelerle elinde bulunan sanayisini de yabancılara satmış ve büyük bir işsizlik sorunuyla baş başa kalmıştır.
Türkiye, petrol üzerine dünyada baş rol oynayabilecek bir konumda iken, yönetmen tarafından kendisine verilen figüranlığa bile büyük bir sevinç gösterir hale gelmiştir. Türkiye artık enerjinin kendi üzerinden transit geçişini sağlamak, boru hatlarının güvenliğiyle uğraşmak ve boğazların trafik polisliğini yapmak görevini üstlenmiştir.
Petrol üzerine oynanan oyunları bir film senaryosuna benzetirsek, bundan sonra senaryonun nasıl gelişeceğine, ancak yönetmenin ve senaristin karar vereceğini göz önünde bulundurmalıyız.
Hazirlayan:Celil Cakir
24 Haziran 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
"Türkiye topraklarında petrolün var olduğu uzun yıllardır biliniyor. Fakat her nedense bir türlü Türkiye’nin ekonomisini kurtaracak düzeyde çıkarılması engelleniyor."
Bu yazdığın doğru değil. Petrolun çıkarılmasını kimse engellemiyor, sadece bulunan reserverler küçük olduğu ihtiyacımıza yetmiyor..
Dr. Sezgin Aytun (Danışman Petrol Jeoloğu)
Değerli Dr.Sezgin Bey!
Ilk olarak yorumunuz için Size teşekkür etmek istiyorum.Bu geldigi ilk yorumudur.
Yazdıklarınızla ılgılı ise şunu belirtmek istiyorum.Bu yazı bana ait degildir.Haberleri değisik kaynaklardan bulup sitemde yayınlıyorum.Konu açıdan ise Size hem katılıyorum,hem de katılmıyorum..Yeterince petrol bulunmadığını ben de soyleyebilirim.Jeolog açidan bunu bilmeme imkanim olmadiği halde bunu boyle aciklayabilirim,eger bu ulkede buyuk petrol yataklari olsaydi,dünya politikasi bize karsi cok farkli olurdu.Ama katılmadıgım nokta ise,var olanı bence değerlendirmede fayda vardir.Ithalati nekadar azaltabilirsek,okadarı da bizim karımızadır.Tabiki Türkiye bütün ihtiyacını öz kaynaklarıyla karşılamayacaktır,ancak tamamen dışarıya bağlanmak nekadar doğru olduğunu bilemiyorum..
Saygılarımla Maria
Yorum Gönder